Clicky

Benim Gözümden Babam: Ahmed İhsan Genç

Yazan: Betül Genç

Yüreğime sığdırabildiklerimi ifade edebilir miyim bilemem. Anlatmaya çalışayım dilimin döndüğünce sevgili babacığımı.

İsmi ile müsemma olan bir şahsiyetti babam. İhsan ile yoğrulmuştu, her daim Rabb’ini görüyormuş gibi kulluk etmişti Yaradan’ına. “Allah ihsan ederse İhsan’ına; İhsan da ihsanıyla ulaşır insana” dediği gibi büyük küçük herkese ulaşmaya çalışmış ve iz bırakmıştır gönüllerde.

Allah ile arası çok iyi olan bir İslam eriydi. Hayatını ilme adamış, Hak davasında her türlü zahmetlere katlanarak azimle yürümüştü. Dünya ve dünyalıklar her zaman gözünde değersizdi. Kıymet verdiği ukbaya yönelik olan her şeydi. “Ayağımda çarık, elimde çöven yol boyunca çakıllar, geven… Azimle yürümekte devam edeceğim” dediği gibi ilim, irfan yolunda kulluğunu en güzel şekilde eda ederek ömrünü dolu dolu yaşamıştı. Adeta yürüyen bir kütüphane gibiydi. Her soruya cevap verebilir, izah ederdi. Öyle güzel anlatırdı ki, akla takılan sorular çözüme ulaşırdı. Her yaşa uygun bir üslupla anlatırdı. Küçük yaşlarımdan itibaren beni yanına çağırır, kütüphaneden bir kitap isteyip bana okuturdu. O zamanlar babama kitap okuduğumu düşünsem de; sonraları anladım ki bu şekilde bir eğitim ve öğretim metodu uyguluyordu. Kitap okuturken bazı yerlerde durdurur, sorular sorar, açıklama yaptırır sonra kendisi anlatırdı. Bir kelimenin anlamı için bile yüzlerce sayfalık büyük lügatten o kelimeyi buldurur öğrenmemi sağlardı. Hiçbir işini gelişi güzel yapmaz, her şeye özel bir itina gösterirdi. Kitap okumayı ve kitapları sevmeyi babamla öğrendim. Elinden kitap eksik olmazdı; sürekli yazar, okur, düşünür ve araştırırdı. “Kitapsız ne din olur, ne dünya kazanılır.” “Kütüphaneleri yetim çocuklar gibi kimsesiz kalmış milletlere, nereye gidiyorsunuz diye sormak lazım.”(Kuş Sütü)

Son zamanlarında doksan yaşında olmasına rağmen Arapçasını ilerletmek için ders kitaplarından gramer bilgisi vs öğrenmeye başlamıştı. Bir insanın her yaşta azimle ve isteyerek sürekli öğrenebileceğini babamdan öğrendim. Her daim bir talebe gibiydi. “İnsan her yaşta tahsile, terbiyeye muhtaçtır. Terbiye-i İslamiye müessirdir” dediği gibi hiçbir zaman bu öğrenme coşkusunu kaybetmedi. Gününün tamamını ibadet, zikir, tesbihat, okumalar ile geçirirdi. Hastalığından önce sürekli okuduğu tefsir kitabını hastalıktan dolayı okuyamadığı için okumam onu mutlu eder diye düşündüm. Yanına giderek “Baba sana okuduğun tefsirden biraz okuyayım” dediğimde başını hafifçe kaldırmaya çalışarak gözleri parlamıştı adeta. Çok mutlu olmuştu, okurken hiç gözünü ayırmadan dinledi. Bazı yerlerde durdurup (o zamanlar hiç konuşmadığı halde) tekrar okumamı istedi. Yani okumak dilinin bağını çözebilecek kadar sevgiliydi babama. “Okudukça anlamaya, anladıkça okumaya doymuyorum.”

Sağlam itikada sahip tevhid ehli, evrad ve ezkar sahibi idi. İbadetlerine son derece düşkündü, her ibadetini hakkını vererek yapardı. İlerlemiş yaşına rağmen öylesine özenli bir abdest alırdı ki hayran kalırdım. Ayakta duracak gücü yokken tüm abdest uzuvlarını defalarca dualarla yıkar, ardından namazını da aynı itina ile kılardı. Her vakit namazı hasretle beklerdi sanki kulağı hep ezandaydı. Ezanı duyamam diye endişelenir sürekli “kızım vakit girdi mi, ezan okundu mu, ezanı duyarsan haber ver” derdi. “Sübhanallah ile tesbih, Elhamdulüllah ile hamd, Allahuekber ile tazim etmekten doymuyorum” dediği gibi doymazdı adeta.

Ramazan ayı ve üç aylar babam için vuslat zamanıydı. Her yıl özlemle bekler, kavuşmak için adeta günleri sayardı. Ömrünün sonuna kadar oruçlarını eksiksiz ve hakkını vererek tuttu, Rabbim kabul buyursun…

Her nefesinde hamd ile yaşadı, çok şükreder ve “Rabbim kusurlu kullarınız, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et” diyerek duygulanırdı dua ederken. “Elhamdülillah” derken adeta coşar, sesini yükseltir tüm hücreleriyle bu hamde eşlik ederdi sanki. Şikâyeti hiç sevmez, şikâyet edenleri uyarır her zaman” Rabbimizden biz alacaklı mıyız, siteme hakkımız yok ki. Rabbin ile konuş, nazlan ama şikâyet etmek olmaz” derdi. Babamın da hiçbir zaman şikâyet ettiğini duymadım. Son zamanlarında acı ile inlerken bile hal hatır sorulduğunda ellerini dua eder gibi açar “Çok şükür, Elhamdülillah” derdi. Her musibete, derde, acıya ve kedere çok sabrederdi. Onları birer misafir gibi kabul ederdi.” ”Her misafirliğin bir müddeti vardır. Hastalıklar ve musibetlerinde müddete bağlı misafirlikleri vardır.” “Zahmetler rahmetin celp vasıtalarıdır, mıknatıs gibi onu çekerler. Öyle ise zahmetten şikayet yok!…” “Şükür ve şikayetin enfüsî âlemimde  münazarası var. Ne hikmetse ”ŞÜKÜR” hep müdafaada kalıyor, “ŞİKAYET” ise taarruz ediyor.”

Bastona dayanarak yürüdüğü günler her adımında “Ya Hayral Hafızin” diyerek sesini yükseltir, daha birçok duayı okurdu. Rabb’inden emin olarak tam bir teslimiyetle dua eder ve bütün dualarında cevap bulmuşçasına huzura ererdi. Tüm sevdiklerinden istediği tek şey dua etmeleriydi. “İnsan ne halde bulunursa bulunsun (inanmıyorsa bile) dua etmekten ve istemekten vazgeçmesin. Her zaman ellerini kaldırsın, avuçlarını açsın ve kalbi titresin.”

“Milletimizin İslam’a bin yıllık hizmetinin iftiharıyla kanaat edemeyiz. Onu hizmetimizi daha çok canlandıracak yeni bin yıllara taşımalıyız” arzusuyla çıktığı Hak yolunda davası için durmadan, bıkmak, usanmak bilmeden çalışmıştır. Ne mutlu ki ona nice körelmiş topraklara can suyu olmuş; birçok insanın iman ile dirilişine vesile olmuştur. Hayatı hizmet yolunda geçmiş, bir insanın imanını kurtarmak için de olsa her fırsatta, her koşulda durmadan çalışmıştır.  Allah’ın dinine yardım etmiş, gittiği her yere din götürmüştür. İlminin zekâtını en güzel bir şekilde vermiştir. Kuran ve İslam hizmetinde azim ve istekle yürüyüşüne ilerlemiş yaşına rağmen devam etmiştir… Haftanın neredeyse tüm günlerini Nur derslerini yaparak geçirmiştir. Nurlu bir yolda nurlarla yürümüştür. “Bir dersin talebesi gerçekten o derse talip ise, kendisini o derece dersine verir ki; bir dersi ilim, hikmet ve mağfiret için bin dersin tohumu, filizi, kaynağı haline getirir.” Ders halkasındaki talebelerini her zaman kardeş gibi görmüş, hayatı boyunca her birine ayrı ayrı değer vermiş; maddi manevi hastalıklarında, iyi kötü günlerinde hep yanlarında olmaya çalışmıştır.” Gel kardeşim, sen bana koş ben sana koşayım… Sen beni ara, ben seni bulayım… Sen benim için gül ben senin için öleyim… Kardeş kardeşine: Sen benim Kur’anî, imanî, İslamî ve uhrevî kardeşimsin derse, aradaki buzlar güneş görmüş gibi eriyiverir.”

Ölümden hiç korkmayan, “Ruhlar ölmediğine göre her zaman onlara mesaj çekebiliriz. Ya onlar (sevdiklerimiz) bize gelirler veya biz onların ziyaretine gidebiliriz” diyen sevgili babacığım; hayattayken de hep benimle kalp telefonuyla konuştuğunu söylerdin, şimdi de inşallah ruhlarımız bu görüşmelere devam eder. Seni çok özlediğim bu günlerde her zaman ettiğin bir dua aklıma geliyor “Kızım Rabbim bizi cennetinde buluştursun.” Ben de “Amin” diyorum ve o günün gelmesini hasretle bekliyorum. Nur içinde yat, mekânın cennet olsun inşallah.

Yarın bir de “Ahmed İhsan vardı” derler.”

“O’ndan geldim

O’nunla oldum

O’na gideceğim…”

“Kabrimin kokusunu duymaya çalışıyorum… Hüsnü hatime ümidindeyim”

“Ölmekle ebedi dirilişin haberleri geliyor. Bu müjdenin sevinciyle her gün öleceğim.”

Yarın bir de “Ahmed İhsan vardı” derler.”

Cismimi topraklar örtse de yine de ruhumun sazı âlemde tanin endaz edecektir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir