Clicky

Hayat Treni

Denizin dalgaları yandan çarklı gemimize sık sık vuruyordu. Ayakta olduğumuzdan dengemi koruyamayıp düşecek gibiydim. “Kıymetli dostum” diye teveccühüne nail olduğum Prof. Ali Nihad Bey’le beraberdim. Adalardan dönüyoruz. “İhsan bey evlâdım; geminin ve denizin hareketine tâbi olursanız rahatlar düşmezsiniz” deyiverdi. Hocanın ne demek istediğini anlamıştım, artık yalpalamıyordum, sendelemiyordum.

Kuş sütü / ahmed ihsan genç

Bir çoğumuz hayat yolculuğumuz da kaderimizle kavga edip dururuz. Bu durumu bazen kendimizden bile gizleriz. Gizlediğimiz bu durum basiret sahipleri tarafından hemen fark edilir. Kendimizle yüzleşmiş olsak şikayet ettiğimiz ne kadar çok şey olduğunu fark ederiz.

Oysa Dünya’ya ilk gözümüzü açtığımızda çıplağızdır ve genellikle hepimiz ağlarız. Kendimizi koruyacak, karnımızı doyuracak hatta derdimizi anlatabilecek ağlamaktan başka bir lisanımız da yoktur. Çocukluğumuz ne kadar da benzer birbirimize. Örneğin, erkek çocuklar genellikle arabalarla oynar, kızlar bebeklerle.. Peki ne oluyor da bir noktadan sonra tabir caizse film kopuyor ve ayrışıyoruz. Kimimiz zengin ve ya fakir; kimimiz dünyalar güzeliyken bir anda yatalak bir felçli.. Kimimiz atletik bir vücuda sahipken, ansızın lösemi hastası oluverip bir deri bir kemik kalabiliyoruz. Ne oluyor da hayatlarımız değişiveriyor.
Bütün bunlar eskilerin alın yazısı dedikleri, hakikatte ise kader dediğimiz tercihli yol haritamızdan kaynaklanıyor. Anne karnından başlayarak ahirete doğru giden yolculuğumuz için hazırlanmış geçiş güzergahlarımız bize doğru açılıyor. Tabir caizse hayat güzergahımıza hadiseler tren rayları gibi tek tek döşeniyor ve biz o raylardan kendimiz bile-isteye ilerliyoruz.

Kendimizi öyle kaptırmışız ki bu sürece, yanıldığımızın farkında bile olmadan yolcuğun kendisini gaye edinmişiz. Bu trenin nereye gittiğini, yolcuğun kaç gün süreceğini unutarak trenin için de ebedi kalacakmışız gibi yerleşmeye başlamışız. Kabul edelim ki gerçeklere uyanmak istemiyoruz. Ömür istasyonları (bebeklik, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık..) tek tek geçiyor. Bununla birlikte kimimiz bu yolculuğu beğenmiyor rotasını değiştirmek istiyor. Kimimiz ise bu rotanın farkında bile olmadan ömür sürüyor. Ama sonuç hiç değişmiyor. Zaman dediğimiz mevhum bizi lokomotif misal bu rayların üzerinden tek tek geçiriyor. Şuurlu olarak yaşayanlara ise oldukça ender rastlanıyor

Aslında örnekteki trende seyahat eden yolcular gibiyiz. Trende yolculuk yapanlar bilirler ki, kendilerine ayrılan yerlerde oturmaları gerekir. Yolculuk esnasında gürültü çıkarmadan, yanındaki ve yakınındaki insanlara rahatsızlık vermeden yolculuklarını sürdürürlerse huzurlu bir şekilde seyahat ederler. Karşılaştıkları zorlukları yolculuğun gereği gibi düşünüp ona göre teselliler ararlar. Trenin istikametini değiştirmeye çalışmaları ise nafiledir. Bu sebeple tren yolculuğunun gerekliliklerine riayet ederler.
Tıpkı bunun gibi bizler de hayat treninde ki koltuğunda ilerleyen yolcu misal sabretmeliyiz. Yolculuğumuzun tadını kaçırmak yerinde güzelliklerini nazara alıp teselli olmalıyız. Bize ayrılan koltuğumuzda mümkün olduğunca itidalli davranarak yanımızdaki yolculara kaderimizin bize tayin ettiği arkadaşlar gözüyle bakarak birbirimizi idare etmeliyiz. Hayat şartları ne olursa olsun trenin içinde olduğumuzu fark ederek bu yolculuğun bir süre sonra tamamlanacağını düşünmeliyiz. Memnun olmayıp kendimizi trenin dışına atamayacağımıza göre güzellikleri görüp memnun olmaya çalışmak, fenalıkları ise idare etmek aklı selim insanların şiarıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir