Clicky

SAKSI/GÜL (II)

Ahmed Feyzullah Özkul

Evet, nasıl ki bir avuç toprak, yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında, eğer tabiata, esbaba havale edilse, lâzım gelir ki, ya o kapta küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince manevi makineler, fabrikalar bulunsun veyahut o parçacık topraktaki her bir zerre, bütün o ayrı ayrı çiçekleri, muhtelif hasiyetleriyle ve hayattar cihazatıyla yapmalarını bilsin, adeta bir ilâh gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun

Risale-i Nur On üçüncü Söz / Hüve Nüktesi

Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi, şu âlem binler perde perde içinde sarılı, birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm.

Yirmi Dokuzuncu Mektup Beşinci Risale Olan Beşinci Kısım / Meyve Risalesi

Bir önceki yazımızda söz verdiğimiz gibi yine saksımızda bize gülen bir “gül” bulunmakta. Bizi kırmadı. Muhabbetimize devam ediyoruz.

Saksımız, her biri hem gönüllere hem dillere hem kültürlere mal olmuş endamlarıyla ve manalarıyla cihanı fethetmiş, kalplerde yer etmiş, dillere destan olmuş, Cemal-i İlahinin güzellik aynaları şeklindeki nice meşhur çiçeklerle şenlenecek.

Etrafınızda gördükçe bu çiçeklerle konuşmayı, farklı manalarını fark etmeyi, hatta size bakan sohbetlerini dinlemeyi ihmal etmeyin. Bizim saksımız küçük bir numunedir. Siz bir bahar saksısı, bir dünya bahçesi üzerindeki bin bir cilvelerle salınan çiçeklere selam vermeden geçmeyin. Siz muhabbetinizi gösterirseniz onlarda size gülen yüzlerini çevireceklerdir. Vesselam…

Tam 4.000 den fazla çeşidi ile ne cilveler sergiler ne manalara girer ve ne sıfatlarla görünür. Kendini türlü türlü ifadelerle, kıyafetlerle nazarlara arz eden bir güzellik zenginliğini ifşa eder. Gönüllere döker.

·        Gül, hem eski hem yeni edebiyatın vazgeçilmez bir unsurudur. Her ne kadar yeni edebiyat onu mecazi kılıklara soksa da yine içinde onun sıcaklığı yok edilememiştir. Şiirlerde ve namelerde gül rengi, gül kokusu kendini hala hissettirmekte.

·         Gül sevgiden öte aşkın sembolüdür aynı zaman da. Aşığın göğsündeki kanlı yaraya verilen bir manadır. Yakıcı ve yaralı bir aşığın kalbinde bir gül sevdası vardır. Onun sevdası güldür. Kanlı bir alevin hummasına tutulmuş âşık hem sevdasının baharını bekler sevdiceğinin yollarında. Nelere kadir değildir ki bu aşk. Çöller geçilir, dağlar delinir. Bir sevda gülünün goncasını koklamak uğruna…

·         Gül-i Muhammedî Medine güllerinden bir güldür ki esansı akılları baştan alır. Tatlı esen medine rüzgârının mest eden kokusunu ulaştırdığı her ruh onunla lebriz olur. Çiçeklerin efendisi, efendilerin gülüdür. Her rayiha bin salat selam taşır güllerin efendisine…

·         Gül bir çiçek olarak farklı renkleriyle de değişik anlamlar taşır. Kırmızısı aşkı, beyazı masumiyet ve sükûneti, sarısı kavuşma özlemini, pembesi zerafet ve yakınlığı ifade eder.

·         Gülün güzelliği, rengi ve kokusu dillere destan olmuştur. Masallar onunla renklenir, destanlar onunla şenlenir, ninniler onunla dinlenir. Gül gönüllerin bestesi, musikinin letafetli sesidir. Kalpten kalbe bir gizli lisanı taşır her veçhesiyle. Resmiyle, ismiyle, cismiyle, sesiyle ve nefesiyle… Duyguların tercümanı olur, elçisi olur. Sinelerin postacısıdır.

·         Gül rengi yaprağındaki o hoş kavisiyle sevgilinin yanağına benzetilir. Yanağa, dudağa, gamzeye, yüze, yüzün kıvrımlarına, çehrenin rengine hep gül değmiştir…

·          Gül, her şekilde, her yerde isim olarak kullanılmış. Kişi ismi, mekân ismi, eser ismi, kitap ismi… Bir kaçı: Gülşen-i Raz, Gülşenî, Gülşehri, Bostan, Gülistan… Gül-ü Ruhsar, Gül Nihal, Gülefşan, Gülru…

·         Gül, gülmekle de yakın akrabadır. Hep tebessüm eder insana goncasından yüzünü gösteren gül. Gülenler de güzelliklerini gösterirken gülücüklerle pembeleşen simasına konan cemale hamd ve sena ederler. Gül bize gülmeyi de öğretir. Her ne kadar zarar vermek isteyenlere fırsat vermezse de gülerek bakanlara oda bir gül verir… Gül vermek ve gülüvermek bütün kızgınlıkları ve küskünlükleri giderir. Biri ya bir gül verse veya kendine yabancı birine gülerek mütebessim ederek ona yüzünü çevirse elbette farklı bir ilişki ondan doğacaktır. Bambaşka bir hal ortaya çıkacaktır. Bütün uzaklıklar, soğukluklar birden kalkacaktır. Munis ve mübarek bir hava oluşacaktır.

·         Gül, dünya sureti giymiş bir cennet hurisi gibi 70 hulleyi üstünde taşır da yine biri diğerine gölge olmadan güzelliğine hizmet eder. Yaprak yaprak katmerlenen güzelliği bir dünya hurisi gibi nazarlara arz-ı endam edilir. Ve o güzellik bütün güzellerin namına sevilir…

·         Gül, edep, incelik, zerafet, nezaket ve estetiktir. Duruşuyla, endamıyla öyle hikmet ışıkları saçar ki önemli bir marifet dersi dinleyen talebe gibi onu seyrederken hürmet ve muhabbetle dolar. Edep timsalidir, zerafetin canlı bir portresidir, estetiğin eşsiz sanatıdır…

·         Gül, sanat, edebiyat, mana, hikmet, ilim ve irfan dünyasının lisanlar üstü bir sembol dilidir ki pek çok manaya penceredir, bir rehberdir, bir fezlekedir, bir işarettir.

·         Gül şehri manen Medine’dir. Ama istatistik olarak Ispartadır. Bu anlamda ikisi arasında gül şehri kardeşliği vardır. Medine Nurun vürud yeridir, Isparta Nurun zuhur yeridir. Şu bilgiyi de söylemeden edemeyeceğim: Dünyada bulunan bütün güllerin %65’i Isparta da yetişmektedir.

·         Risale-i Nur’da, Nur ve Gül fabrikalarından bahsedilir. Bunlar bir hizmet muhitini, tarzını ve temsilini gösterir. Ve mümtaz ve mümeyyiz vasıfları olan bu ünvanlarla anılan bu Ispartalı ağabeyler herkesçe bilinir. Nur fabrikasının sahibi Hafız Ali Ağabey ve muhitidir. Gül fabrikasının sahibi de Hüsrev Ağabey ve muhitidir.

Gül, çiçeklerin en güzelidir ki onu korumak için pek çok süngülü, mızraklı muhafızlar nöbet bekliyorlar.

kuş sütü / ahmed ihsan genç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir