Clicky

Güzel Bak

Güzel düşün, güzeli düşün, güzeli iste, güzeli bekle, güzel bul, güzeli bul..

Kuş Sütü

Polyannacı anlayışı sevmiyorum. Yani ortada rahatsızlık veren bir gerçek varken o gerçeğin orada olmadığını farz etmek bana doğru gelmiyor. Bununla birlikte güzel bakabilmeyi, güzel görebilmeyi ve güzeli ön plana çıkarmayı anlamlı buluyorum. Diğer türlü hayat çekilmez olurdu…

Örneğin trafikte olduğumuzu düşünelim. Yol kalabalık, tıklım tıkış kilometrelerce uzayan kuyruk. Büyük şehirlerde yaşayanlar bilirler ki yazı ayrı bunaltır, kışı ayrı.. Bu gerçeği ben hiçbir şekilde değiştiremeyeceğimi biliyorum. Trafiğin yoğunluğuyla ilgili içimden geçirdiğim onca bunalımlı düşüncelerle birlikte, yöneticileri eleştirebilir, onları beceriksizlikle suçlayabilir hatta onların yerine kendimi koyarak bu gerçeği değiştirmekle ilgili işe yarar (!) bir dünya entelektüel içerik üretebilirim. Ama hiçbirinin işe yaramayacağını da bilirim.. Tamam, birilerinin mutlaka bu iş hakkında araştırma yapması, çözüm üretmesi gerekiyor. Ama benim gibi sıradan bir insan için bu konu tamamen lafügüzaf.. Bir işe yaramaz..

Örneğimizi bu kadar uzattıktan sonra gelelim konumuza.. Bu durumun ben neresine bakarak güzel duygular besleyebilirim ve beslediğim bu duygular beni nasıl teskin edebilir? İşte güzel bakıp güzel görebilme konusunda egzersizim olsaydı belki bu sorun beni bu kadar rahatsız etmeyecekti. Şöyle ki; evvela bu yola nasıl girdim diye düşünerek başlayabiliriz. Mesela işe gidiyorum.. Bu gidişle geç kalacağım diyerek evhamlanıyorum. Evhamlanmak yerine geciktirildiğimi düşünsem kendimi mi kandırırım acaba? Biliyor musunuz bazen 2-3 saniyelik bir farkla insanlar ölümün eşiğinden dönerler. Anlıktır bazı şeyler. Donup kalıveririz o an. Acaba buna benzer bir durumla karşılaşmamam için maniler mi çıkartılıyor. Sinirlendiğim şey aslında benim hayatımı kurtarıyor olmasın. Bilemiyoruz ki.. O an ki düşüncemize göre her şey bizim istediğimiz gibi olmadığı için bunalıyoruz. Hemen her şeyi kendimiz kontrol ediyoruz hissiyatıyla hayatımızı sürdürmemiz ne kadar düşündürücü olsa gerek.. Oysa gerçeğin bambaşka olduğunu biraz sakinleşebilirsek fark ediveriyoruz. İşin tuhafı yine de gerçeği kabullenemiyoruz.

Bir diğer örneğimiz de de çok sevdiğimiz bir eşyamızın (mesela telefonumuzun) kırıldığını düşünelim. Eyvahh! Bütün bilgiler gitti. Aramam gereken yerler de var. Telefon listemde onlarca kişinin telefonu var ama hiçbiri ezberim de de değil. Telefon akıllı diye onun aklına emanet edip hafızama almayı gerekli de görmemiştim. Elim kolum bağlandı. Sanki dünya bir anda durmuş gibi hissediyorum. Şimdi olacak iş miydi bu der gibiyim. Belli de etmemeye çalışıyorum ama canımı da çok sıkıyor.. Hayalen de olsa bu ve benzeri hisleri yaşayacağızdır muhtemelen. Şimdi ben böyle bir durumda nasıl güzel bakıp nasıl güzel düşünebilirim ki? Evvela gerçeği değiştiremeyeceğimizi peşin peşin kabul etmemek gibi bir yanlışa düşüyoruz. Yani muhtemelen telefonun kırılma gerçeğini kabullenmek istemeyeceğizdir. Keşke şöyle yapmasaydım kırılmazdı türünden maziye ait bir sürü düşünce aklımıza hücum edecek. Peki ya bu telefonun (ihmalkârlık yoksa) kırılması gerektiğini düşünsek ne olurdu acaba? Evet! Garip bir düşünce ama biz ne yaparsak yapalım o telefonun kırılması gerekiyorsa ve biz bunu önceden bilseydik düşüncelerimiz ne olurdu acaba? Kaderimiz  bizi olumsuz bir şeylerden sakındırıyor olabilir mi? Bilmiyoruz ki.. O telefonun kader koordinatlarımızın hangi eksen noktasında neyle temas ettiğini biz bilmiyoruz. Belki de bu hadise bize başka bir hayır kapısını açacak tılsımlı bir anahtar da olabilir. Bu dünyaya bakan yönü olduğu gibi ahiretimize bakan yönü de olabilir. Kim bilir? Ortada bir ihmal yoksa bu durum kesinlikle ve kesinlikle bizim için başka anlamlar taşıyordur. Biz onu keşfetmeye çalışabilirsek güzellikleri görmeye başlayabiliriz.

Tıpkı bunlar gibi hayatımız boyunca olumsuz olarak gördüğümüz birçok hadiseyle peyderpey karşılaşırız. Hastalıklar, kazalar, kayıplar, vb. Eğer ihmalkâr davranmadıysak bu olumsuzlukların arkasından takılıp gelecek güzellikleri beklemeliyiz. Hayatımızın kontrolünü kısmi olarak elimiz de tutuyor gibi görünsek de hakikat noktasında kaderle olan mukayesemizi düşünürsek anne babanın yanında yeni doğmuş bir bebeğin iktidarı kadar bir tesirimizin olduğunu fark ederiz. Yani aslında Cenâb-ı Hakk’ın kudret kalemi, karşılaştığımız her bir hadisatı noktasına virgülüne kadar okumamız için tek tek peyderpey yazıyor. Madem yazdıran Cenâb-ı Hak’tır, öyleyse O güzeli sever ve güzel yapar. Madem O güzel yapar o zaman O güzeli beklemek, güzel bakmaya çalışmak Polyannacılık değil gerçeğin ta kendisidir.

01.06.2022

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir