Clicky

Tahkik Mesleği

İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç.

Ramûzu’l-Ehadis, Sünen-u İbn-i Mace,

Efendimizin (s.a.v.) bu ihtarından anlıyoruz ki fitne ve fesatların çok şiddetli olduğu bir zamanda bulunmaktayız. Karşılaştığımız her hadise ya imanımızı artırmakta ya da imanımıza zarar vermektedir. Bu fırtınalı asırda imanı muhafaza edebilmek mayınlı bir arazide yürümek gibi her an tetikte ve teyakkuzda olmayı gerektiriyor. Bediüzzaman Hazretleri SÖZLER adlı eserinde:  “Îman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisatın tazyikatından kurtulabilir.” der.

Demek hadiselerin şiddetinden her an sarsılmaya müsait bir iman-ı taklidi var bir de her şeyin üstünde Cenab-ı ALLAH’ın sikke-i kudretini ve hatem-i rububiyetini ve nakş-ı kalemini görmek olan tevhid-i hakiki ve iman-ı tahkiki var.

Eskiden teslimiyet sağlam olduğundan iman esasları bir derece mahfuzdu. Fakat bu zamanda imana dalalet-i fenniye saldırdığından insanı şüpheye ve tereddütlere düşürmektedir. Bunlara karşı manevi alt yapımızı güçlendirmeli, müspet ilim ve fenden gelen delil ve burhanlarla imanımızı muhafaza etmeye çalışmalıyız. Bu hususta Risale-i Nur, merkezine iman-ı tahkiki ve tevhid-i hakikiyi almış, bütün iman esaslarını delil ve burhanlarla ispat etmiş olmasından dolayı rehber ve referans kabul edilebilir.

Ehl-i dalalet, ehl-i maddiyyun, ehli tabiat, ehli dünya bu iletişim çağında sürekli menfi malumatlarıyla gündemi meşgul ederek vesvese ve vehimleriyle iman ve ibadetler noktasında boşluklar oluşturup Müslümanları zerrede ve kesrette boğmaya çalışmaktalar. Mesela insanlık tarihini Hz. ÂDEM (a.s.)’den değil milyonlarca yıl öncesinden başlatıp tesadüfe meydan açmak gibi. Mesela sebepleri o kadar çok ön plana çıkarıp onların oluşumunu tesadüflere havale ederek müsebbib-ül esbabı, yani Allah’ı göstermemeye çalışmak gibi. Bunun gibi misallerde tesadüf, şirk ve tabiatçılıktan teşekkül  eden ifadeler, bulaşıcı bir virüs gibi manevi hastalıklara ve arızalara sebep olmakta, imanı zedelemektedir.

İşte bu noktada imanı muhafaza etmek, bu saldırılara karşı imanımızı dayanıklı hale getirmek tahkik mesleğinden geçer. Eğer iman esasları iyi anlaşılmış ise her şeye iman dürbünü ile bakıldığından teslim ve tevekkül içinde hadisat değerlendirilir. Elzem olanlar alınır gerisi vukuat-ı âdiyedendir denir atılır.

Her gün yeni bir âlemin kapısı açıldığından ve iman her bir âlemin ziyası olduğundan her vakit, her saat, her gün tecdid-i imana ihtiyaç vardır. Tahkik-i iman boşluk kabul etmediği için ehl-i tahkik, imanı muhafazada devamlı bir teyakkuz halindedir.

Tahkik-i iman sahibi kâinata esma-i ilahiyenin tecellisi nazarıyla baktığı için tüm mevcudatla uyum içinde olur. Kâinatı kendisinin de içinde olduğu bir mektub-u Samedanî ve kitab-ı Rabbani gibi görür ve okumaya gayret eder. Fıtratla ters düşmez. Onun için her şey Cenab-ı ALLAH’ı tarif edici olur. Bilir ki her şey Cenab-ı ALLAH’ın nazarındadır ve her şey O’nun kudreti ve tasarrufu altındadır. Mülkü sahibine teslim eder. Endişe etmez, rahat olur. Cefasını değil sefasını çeker. Dehşet aldığı zaman İbrahim Hakkı gibi:

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler.”  

Der, pencerelerden seyreder, içlerine girmez.

İman-ı tahkiki letaiflere de sirayet ettiği için derinleşir, kökleşir. Özellikle sekerât vaktinde şeytan vesvesesiyle akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir. Fakat diğer bir çok latifeye (kalp,ruh,sır gibi) eli yetişemediği için nüfuz edemez ve iman zevalden mahfuz kalır.

Elhasıl Risale-i Nur iman esaslarını hem Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini hem de kâinat kitabının ayetlerini delil göstererek iki kere iki dört eder derecesinde ispat etmiştir. Verdiği dersler, kaideler, düsturlar mizanlar ve ölçüler hep tahkik mesleğinin metodolojisi ve esaslarını oluşturmaktadır. Sağlıklı bir imanı kazanmak ve onu muhafaza etmek noktasında meselelere getirdiği bakış tarzı ve izah sekli ikna edicidir. Bu konuda çok iddialıdır ve haklıdır.

Velhasıl Asa-yı Musa eseride Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiği gibi, “Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?”

Sözlük

Tahkik mesleği: İnanılması gerekli meseleleri araştıran ve hakikatini öğrenen kimselerin gittiği yol.

İman-ı taklidî: Görenek ile araştırmadan kulaktan dolma bilgilerle sahip olunan iman çeşidi.

İman-ı tahkiki: Araştırarak, sorgulayarak kesin delillerle ile sahip olunan sarsılmaz iman çeşidi.

Sikke-i Kudret: Allah’ın kudret eserinin delili

Hatem-i Rububiyet: Allah’ın Rububiyetinin delili

Nakş-ı Kalemi: Hakiki Nakkaş olan Allah’ın güzel nakış kalemi

Dalalet-i fenniye: Bilimin yanlış yorumlanmasıyla imanda oluşan zarar

Ehl-i maddiyyun: Her şeyin maddeden ibaret olduğunu zanneden, maneviyata inanmayan kimseler

Tabiatçılık: Her şeyin tabiat tarafından yaratıldığına inanan felsefe

Müsebbib-ul esbab: Bütün görünen sebeplerin arkasındaki o sebeplerin Yaratıcısı

Tecdid-i iman: İmanın yenilenip tazelenmesi

Latife, Letaif: Allah’ın insanın metafizik yapısına derç ettiği hasseler, kuvveler ve duyguların bütünü

Mektub-u Samedanî: Allah’ın üzerindeki manaların okunması için yaratmış olduğu her bir eser.

Kitab-ı Rabbanî: Allah’ın rububiyetinin anlaşılmasını sağlayan kitap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir