Cömertlik ne kadar güzel ise israf o kadar çirkindir. Kuş Sütü
Etrafımıza baktığımızda türlü türlü elyaf çeşitleri ile karşılaşırız, üzerimize giydiğimiz kıyafetlerden, asfaltın altına serilen elyaftan tutun da, damar yapımında kullanılan elyaflar olmak üzere birçok kullanım alanı vardır.
Elyafları aşağıdaki şekilde gruplayabiliriz.
ELYAFLAR
↙ ↘
HAYVANSAL ELYAFLAR
YÜN
İPEK
BİTKİSEL ELYAFLAR
PAMUK
KETEN
KENEVİR
BAMBU
↙ ↘
DOĞAL POLİMER ELYAFLAR
VİSKON
ASETAT
SENTETİK POLİMER ELYAFLAR
POLYESTER
NAYLON
↓
CAM ELYAF
KAYA ELYAFI
Pamuk lif halinde yetişir bu haliyle toplanır, iplik haline getirilir. Keten, kenevir ve bambu gibi elyaflar ise bitki gövdesinin kimyasal ve mekanik işlemlerle yumuşatılıp liflerine ayrıştırılmasıyla iplik olur.


Yün, hayvandan kırkılıp sonra iplik haline getirilir. İpek ipliği, kozasının liflerinin sarılıp birleştirilmesiyle yapılır.
Doğal elyaflar; uzunluk, kalınlık, renk gibi özelliklerini yetiştiği yere göre alırlar. İklim koşulları yükseklik gibi birçok etkenler vardır. Örneğin 20 mikrondan ince (insan saçı 60 mikron) yün sadece aynı güney enleminde yer alan Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve Arjantin’de yetişen koyunlardan elde edilir. En kaliteli pamuk Mısır’da Nil nehri havzasında yetiştirilir.




Sentetik elyaflar önce cips haline getirilir, sonra eritilerek istenilen özellikte ve kalınlıkta iplik yapılır.


Doğal elyaflar insanlık tarihi boyunca kullanılmış, sentetik elyaflar ise 1935 yılında ABD’li DuPond firmasının keşfi ile hayatımıza girmiştir.
Sentetik elyafa doğal elyafın özelliğini kazandırmak için birçok araştırma yapılmış, kısmen başarılmış, özellikle petrolden üretilen polimer elyafın maliyeti çok ucuz olduğu için her geçen gün üretimi artırılmış ve kullan at yoluyla tüketimi özendirilmiştir.

Textile-Exchange_Preferred-Fiber-and-Materials-Market-Report_2021 dan alınmıştır.
Elyaf üretimi 2000 den 2020 yılına kadar 58 milyon tondan 109 milyon tona çıkmış; doğal elyaf üretimi ise hemen hemen hiç değişmemiş ama polyester son 20 yılda 3 katına (20 milyon tondan 60 milyon tona) çıkmıştır. 2030 yılına kadar daha da artacağı tahmin edilmektedir. Çeşitli mecralarda karşımıza çıkan sentetik atıkların son zamanlarda neden arttığını da buradan anlayabiliriz.
Büyük Okyanus’ta Türkiye’nin beş katı yüzölçümüne sahip plastik atıklardan oluşan 7. kıta olarak adlandırılan bir bölge var artık. (İnternetten 7. Kıta olarak aratıldığında birçok yazı ve görsel bulunabilir)

Farkında olarak veya olmayarak, tüketimi körükleyen ve bizi israf girdabına itenler, artık işin ciddiyetinin farkına varmış; “kullan at” değil “kullan onar tekrar kullan” fikrini yaymaya çalışmaktadırlar. Fakat kendi içinde olan tutarsızlık ve ekonomik-siyasi nedenlerden dolayı bir türlü gerekli olduğunu düşündükleri önlemleri alamamaktadırlar. Bunun bir örneğini en son yapılan İklim Konferansı’nda gördük. Bütün ülke temsilcileri işin ciddiyetine vurgu yaptı ama hızla yapılması gereken elle tutulan hiçbir karara imza atmadılar.
Petrol türevi malzemelerin kullanımını azaltmak, geri dönüşümü teşvik etmek için sistem kurmaya çalışırken bile doğal malzemelere çamur atmaya çalışılıyor. Geri dönüştürülmüş petrol türevi ürünler doğal olanın önüne çıkartıyorlar. Hâlbuki doğal malzeme kendiliğinden toprağa karışır ve yok olur, çöpü kalmaz. Ama sentetik malzeme yüz yıllar boyunca bozulmadan çöp olarak kalır. Suni et propagandası yapılarak doğal et üretiminin iklime zararlarından bahsedilmesi de buna bir örnektir.
Bu duruma nasıl geldik acaba?
Okuduğumuz, duyduğumuz ama bir türlü uygulayamadığımız İLAHİ ve NEBEVİ kaynaklara bakarsak doğru hareket metodunu görmüş oluruz.
Kuran-ı Kerim de Allâhu Teâla’nın bize buyurduğu gibi:
“Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Araf, 31) düsturuyla israftan sakındırılmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi bu ayeti 19. Lem’a iktisat risalesinde yedi nükte ile ders vermektedir. Birinci nüktede:
“Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasâretli bir istihfaftır. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır.”
diyerek israf etmekle, verilen nimeti hafife aldığımızı hatırlatmaktadır.
Bu noktada bireysel olarak bize de çok önemli görevler düşmektedir. Her şeyden önce sorumluluğu yalnızca devlet büyüklerine ya da sivil topluma atmadan önce bireysel olarak tedbirlerimizi alabiliriz. Örneğin kullandığımız ürünleri daha uzun süreli ve özenli kullanabilir, ihtiyacımız olmadan gereksiz alış verişlerden kaçınabiliriz. Bu şekilde iktisadın bereketiyle hem rızkımız bereketlenir hem de doğaya daha az zarar vermiş oluruz. Unutmayalım ki mülkün hakiki sahibi Hazreti Allah’tır. (c.c.)
