Clicky

Kaynaştıran Kederler

İnsanın savaşı nefsiyle ve şeytanladır. İnsanın imtihanı nimetlerle ve musibetlerledir. İnsanlar birbirleriyle de imtihan olur. Sevdikleri, insanın büyük sınavının önemli bir parçasıdır.

Küçük bir çakıl taşını gözümüze yakın tuttuğumuzda küçüklüğüne rağmen bütün dış dünyayı bize kapatır. En yakınımızdaki insanlarla imtihan edilmek de gönül ve ruh dünyamızı tamamen işgal eder, bizi başka şey düşünemeyecek vaziyete getirir. Mühim ve ulvi düşüncelerimize de ket vurur. Bu durum karşısında sıkı tedbirler almak gerekir.

Haddizatında insanlar arasındaki seviyelerin farkında olarak onlardan incinmemeyi öğrenmek gerekir. Onların bizim için sevap kazandırıcı birer imtihan kaynağı olduğunu idrak edebilmemiz lazımdır. Nefsani tepkiler göstermek yerine tahammül edebilmemiz, ortaya çıkan meselelerde öncelikle kendi kusurlarımıza odaklanmayı becerebilmemiz…

Karşımızdaki insana bakarken Sani-i Zülcelal’in bir sanat tablosuna baktığımızı bilmeliyiz. O, Cenâb-ı Hakk’ın bir sanatıdır. Ona müstakil bir insan nazarıyla değil, Allah’ın bir sanat eseri olarak baktığımızda duyacağımız saygı, göstereceğimiz sevgi elbette başka olur. Onu Cenab-ı Hak yaratmış, kasten yaratmış, özel olarak yaratmış. O, kendiliğinden olmamış, tesadüflerin zinciri olarak karşımıza çıkmamış, anne babasının bir eseri değil, Allah’ın eseri.

Muhatabımız, Allah’ın rahmet ve keremine mazhar olarak var olmuştur. Bu sebeple hürmet ve alakaya pek layık biridir. Tesadüflerin yağmuruna, rastlantıların seline kapılarak karşımıza çıkmış değildir. Bir hikmete binaen çıkmıştır. Ondan gelecek olumsuz şeylere sabretmek, elbette kâmil insan olmanın gereklerindendir.

İnsan sıkıntı duyduğu ilişkilerle ve işlerle ilgili bazı alternatifler düşünür. “Başkası olsaydı daha iyi olurdu.”, “Başkası olsaydı daha anlayışlı olurdu.”, “Başkası olsaydı daha mutlu olurduk…” gibi zanlara kapılır.

Peki, ya nereden biliyorsun? Başkası olsaydı belki seni daha çok yıpratırdı. Başkası olsaydı her şey bundan daha aksi ve daha kötü de olabilirdi… Arzu ettiğin gibi olsaydı sana manevi açıdan büyük kayıplar da yaşatabilirdi. Belki de ondan gelecek sıkıntılar az olacağı için, başka yerlerden çıkagelecekti belki bu kez o mukadder sıkıntılar.

*

İnsanları birbirlerine yanaştıran, onları buluşturup kaynaştıran şey düşüncelerden ziyade duygulardır çünkü insanları yöneten şey, fikir ve düşüncelerden çok hüzün gibi, korku gibi, ümit gibi şeylerdir. Daha çok kederler vasıtasıyla beliren hislerdir.

Her musibet bir görevlendirmedir de. Elini uzatasın, yardımcı olasın diye kader, seni musibetler üzerinden bazı insanlara yönlendirir. Yeni görevini anlamaya çalış. Kimin için nerelere gönderildiğini çözmeye uğraş.

Musibetler çevremizi yeniler ve değiştirir. Bizi yaralarımızı onaracak yeni çevrelere yönlendirir. İnsanlarda çeşit çeşit bulunan faziletlerin başkalarına aktarımı da daha çok musibetler sayesinde olur.

Başkalarını görmek de başkalıklarımızı görmek de yine bu hadiseler sayesindedir.

Musibetler, pek çok insanı yan yana gelmeyeceği, belki de gelmek bile istemeyeceği insanlarla bereket sebebi bağlantılar kurmaya sevk eder.

Bir hastanede birbirini daha önce hiç tanımayan yüzlerce kişinin aralarında sahih ilişkiler kurduklarını izlerken musibetlerin “buluşturma ve kaynaştırma” sistemine hayranlık duymamak olası değildir.

Bir musibet döneminde kişinin kendisine sorması gereken sorulardan biri de şudur: “Bu yaşadıkların seni kimlerle bağlantıya geçirmek içindi?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir