Yaşı elliyi geçmişti. Şakaklarındaki beyazlıklar iyice belirginleşmişti. Gözlerini kıstı, 13,5’luk soba borusu gibi duran ince boynunun üzerinden aynaya doğru yaklaştırdığı kafasını önce biraz sağa, sonra sola çevirerek kendine göz gezdirdi. Fena değildi. Gülümsedi. Daldığının birden farkına vardı. Tıraş olmak için banyodaydı. Telâşlandı. Hareketlerini hızlandırdı.
Bugün Cenap Bey için önemli günlerden biriydi. Küçük bir atölyeden dev bir fabrikaya dönmüş şirketine bir basamak daha atlattırabilecek potansiyele sahip olduğunu düşündüğü görüşmeye neredeyse bir saat kalmıştı. Aslında bu işleri yapabilecek bir kadroya sahipti. Fakat Cenap Bey özellikle önem atfettiği bu tür görüşmeleri kimseye bırakmazdı. Kendi aklına, kabiliyetine, çalışkanlığına çok güvenirdi. “Ben olmalıyım, ancak ben halledebilirim” düşüncesinden sıyrılamazdı. Eğer kendisi olmazsa işlerin karışacağını zanneder, sanki evladı gibi büyüttüğü şirketinin avuçlarından kayıp gideceği hissine kapılırdı.
Aşağıya indiğinde araç çalışır halde onu bekleyen şoför hemen kapısını açarak binmesine yardımcı oldu. Yan koltukta evraklara göz gezdiren sekreterine “günaydın” diyerek yerine oturdu. Her şey hazırdı. Çok iyi hazırlanmışlardı. Sekreter hanım, konuya müdür beyin de vakıf olduğunu, gerekirse görüşmeyi onun sürdürebileceğini söyleyecek oldu. Cenap bey, “Ben olmadan olmaz” deyip, kestirip attı.
Randevuya daha bir saat vardı. En fazla yarım saatte varabilirlerdi. Tedbirli adamdı Cenap Bey. İşini kolay kolay riske etmezdi. Her fırsatta önüne gelen herkese olaya hâkim olmak gerektiğini, kendisi gibi iyi planlama yapıp işi şansa bırakmamak gerektiğini anlatırdı. Kullandığında kendisine entellektüel bir hava veren metal ince çerçeveli gözlüğünü takıp sekreterinin verdiği dosyayı gözden geçirmeye başladı. Şoförün aracın dörtlülerini yakıp aracı sağa yanaştırmaya çalıştığını fark ettiğinde ince burnunun ucunda düşecekmiş gibi duran gözlüklerinin üzerinden endişeyle bakarak ne olduğunu sordu. Şoför, “Sanırım lastik patladı” dedi. “Hemen değiştiririm efendim, sıkıntı yok” diye ilave etti.
Aracın lastiğini değiştirmek on beş dakika almıştı. Tekrar yola koyulduklarında, “Tedbir” dedi gururla Cenap bey; “Ne kadar önemli. İyi ki zamanında çıkmışız yola.”
Sekreter hanım yüzünü Cenap Bey’e dönmüştü ki o sekreterin ağzını açmasına fırsat vermeden “Ben olmadan olmaz” dedi.
Güneşin henüz yakıcı yüzünü göstermediği bir İstanbul sabahında yol alırken Cenap Bey gözlerini yummuş görüşmeyi zihninden gözden geçiriyordu. Bazen elini sallıyor, bazen kaşlarını kaldırıyor, bazen de yüzünü hafif, kurnaz bir tebessüm sarıyordu. “Küt!..” diye bir sesle sıçradı yerinden. Araç kırmızı ışıkta dururken arkadan gelen bir taksici arabaya vurmuştu. Hep birlikte indiler araçlarından. Karşılıklı “geçmiş olsun” temennilerinden sonra tutanak tutmaları gerektiğinden tutanak aramaya başladılar. Maalesef her ikisinde de tutanak yoktu. İki şeritli yolun bir şeridini bunlar trafiğe tıkadığından gelen geçen korna çalıyor, bazıları el-kol hareketi yapıp bağırıyorlardı. Her geçen arabayı durdurup tutanak soruyorlardı. Nihayet bir kaç dakika sonra bir tutanak buldular, doldurmaya başladılar. Cenap bey terliyor, bir ileri bir geri telaşla arabanın etrafında turluyordu. Süre gittikçe daralıyordu. Sekreter hanım; “efendim” diye söze başlamayı deniyordu ki Cenap bey gözlerini pörtletip delikleri iyice genişlemiş burnundan hırsla soluyarak bir kez daha “Ben olmadan olmaz” dedi.
Tutanağı olabildiğince çabuk halledip tekrar hareket ettiler. Eğer başka bir aksilik çıkmazsa hemen hemen randevuya yetişebileceklerdi. Trafik açıktı. Sorun yok, bu iş tamam diye geçirdi içinden Cenap bey. Tecrübeli şoför bildiği en kestirme yoldan gidiyor, dikiz aynasından tebessüm ederek patronuna bakarken “Merak etmeyin efendim, yetişeceğiz” diyordu. Bu esnada gözü dikiz aynasına takılı kaldı. Cenap Bey’in yüzü kekremsi tuhaf bir hal almış, boncuk boncuk terlemişti.
“İyi misiniz efendim?” diye şoförün sorduğu soruyu, “iyiyim, iyiyim” diye cevaplarken sağ elini göğsünün ortasına götürerek ovalamaya çabalıyordu.
Sekreter hanım ona doğru döndü. Heyecanı pörsümüş, sıkıntılı görünüyordu. İddiasını, özgüvenini, şevkini, hırsını yansıtan parlak gözleri yardım talep eder gibi aczle bakıyordu. Yanaklarının hareketinden ve az aralanmış dudaklarının arasından dişlerini acıyla iyice sıktığı fark ediliyordu. Kendini zorlayarak, kalan son enerjisini “çarpıntım var, midem bulanıyor” demek için tüketti. Sol kolunu yukarı doğru kaldırarak avucunu açıp kapama telaşı görünüyordu. Elinin uyuşmaya başladığını fark etmiş hareket kabiliyetini test ediyordu.
“Kalp krizi!..” diye bağırdı sekreter. “Hastaneye, acilen en yakın hastaneye!”
Şoför dörtlüleri yakıp, kornaya basarak yönünü en yakın hastaneye çevirirken Cenap Bey artık yarı baygın bir durumda “Ben olmadan olmaz” diye mırıldanıyordu.
