Clicky

Beklemek..

Güzel bir sonbahar günüydü, ağaçlar yapraklarını çoktan dökmeye başlamıştı. Bu güzel havalar bende arada bir yaptığım gibi ofisimin içme suyu ihtiyacını karşılamak için Beykoz’a gitme hissiyatını uyandırmıştı. Bu mevsimde Beykoz çok güzel ve hüzünlü olurdu. Sararan yapraklar yollarda uçuşurlar insana güzel bir hayat dersi verirlerdi. “Bir yudum su gibi, bir anlık teneffüs gibi olsa da, her karesinde faniliğin resmini gösterse de HAYAT ne kadar mânidar, ne kadar güzel ve ne kadar tatlıdır, zevklidir.”(*)

Bu duygu ve düşünceler içerisinde hanıma, “Bir kahvaltı tepsisi hazırlayalım, birlikte Beykoz korusunda bir kahvaltı yapar oradan da su almaya gideriz.” teklifinde bulundum. Kabul gördükten sonra sabahın erken sayılabilecek bir saatinde Beykoz korusunun yolunu tuttuk, koruya vardığımızda bütün masalar boştu, hiç kimseler yoktu. Sadece korunun esas sakinleri olan kargalar, serçeler ve köpekler oraları mesken tutmuştu. Gözden en uzak bir masayı gözümüze kestirmiş ve arabayı park edip kahvaltı masamıza doğru yürüyüşe geçmiştik.. çimler ıslaktı, ayakkabılarımızı ıslatıyordu ama olsun, ne de olsa böyle fırsatlar her zaman ele geçmezdi. Masamızı silip temizledikten sonra evden getirdiklerimizi yerleştirmeye başlamıştık. Korunun misafirleri de hemen yanımızı mesken tutmaya başlamışlardı, ilk misafirlerimiz serçelerdi. Onları doyurmak kolaydı.. birkaç ekmek kırığı onlara fazlasıyla yetiyordu fakat kargalar öyle değildi.. serçeleri görüp yanımıza onlar da gelmişlerdi. Onlara da birkaç ceviz verip gönüllerini almıştık. “Uçan kuşların kanatları, uğuldayan rüzgârın sesi, akan derelerin şırıltısı, dağlar, taşlar, ağaçlar, gök, yer, bütün kâinat  “O” nun ismini fısıldaşırlar.” (*)

Hava çok latifti, insanı hiç üzmüyor ve üşütmüyordu. Biz de bu durumdan çok keyif alıyorduk. Kargalar ve serçeler bizi terk etmeden evvel yanımıza orta büyüklükte bir köpek sokulmuştu, saygılı bir şekilde bize bakıyor,  bizi rahatsız etmemek için belki de çekindiğinden masamıza çok fazla yanaşmıyordu. Köpekler de, “Hu.. Hu…” diyerek yaşıyor, bilidrak değil bilâ-idrâk …” (*)

Ama hal diliyle bir şeyler beklediğini ve açlığını hissettiriyordu, ben bir müddet hayvancağızı süzmeye ve düşünmeye başladım,  belki bir şey vermezsek hem bizi rahatsız etmez hem de yanımızdan gider, biz de rahat bir kahvaltı yaparız. “Senin ruhunda cömertlik duygusu gelişmişse verirken evhama kapılmadan tükenmez bir hazine dağıtıcısı olarak verirsin. Zaten verebildiğin ALLAH (c.c.)’nün hazinesindendir. Seni zayıflatmaz, fakir düşürmez.” (*)

Ancak köpekçik saygı içerisinde beklemeye devam ediyordu.. belki o da şunu hissetmiş ve düşünmüş olabilir miydi?: “Ben bu insanların kapısında dursam, masalarının kenarında  hal dilimle de ihtiyacımı hissettirsem herhalde bu insanlar bunu karşılıksız bırakmaz.” “Beklemesini bilen kazanmasını seviyor demektir.” (*)

Bu hayvancağız böyle hissetti mi bilmiyorum ama ona birisi o kapıda beklemesini, sabretmesini hissettirmiş olacak ki o yerinden kımıldamıyordu. Şimdi de düşünme sırası yine bize gelmişti, acaba böyle sabırla ve sessizce hal diliyle bu köpeğin yaptığı duayı ben karşılıksız bırakabilir miydim?  Kalbime yerleştirilmiş olan şefkat ve merhamet hisleri buna müsaade eder miydi? Gerçekten de artık yüce Rabb’imizin biz kullarına kendi isim ve sıfatlarının bir tecellisi olarak koymuş olduğu şefkat ve merhamet hissini bu genç köpekçik harekete geçirmiş ve peynir tabağımızdaki peynirleri o hayvancağıza doğru atmaya başlamıştık.  Saygıyla yiyordu ancak bu kadarı ona yetmezdi.. beklemeye devam edecekti. Biz tekrar bir parça peynir daha attık köpeğe, sonra diğer parçalar bir birini takip ediyordu. Nihayet peynir tabağımızdaki peynirler ve onun yiyebileceği her şey tükenmişti.  “Merhamet bekliyorsan merhamet etmekten geri durma… Merhametten maraz geldiği şeklinde söylenen söz merhametsizce bir yalan, o büyük rahmanî gerçeğe bir iftiradır.”(*) Köpek elimizdekilerin tükendiğini fark etmiş olacak ki yavaş yavaş yanımızdan uzaklaşmış ve ileride gördüğü bir şeyin yanına gitmişti.

O sabah yaşananlar, içinde çok mühim gerçekleri barındırıyordu. Cenab-ı Hak bir köpekle bana mühim bir ders vermişti. “Ey kulum sen de benim kapımda o itin beklediği gibi sessizce ve saygı ile beklersen, bana olan itimadında sarsıntı olmazsa, istediklerim gecikti deyip huysuzlaşmazsan, çaldığın o kapının sana açılacağı hususundaki ümidini kaybetmezsen, benim hakkımda su-i zanna düşmezsen, senin de isteklerin karşılık bulacaktır. Çünkü o köpeğin hal diliyle ettiği duasına ben senin kalbine hükmederek cevap verenim.   Öyle ki sana nispetle en aşağı derecedeki bir mahlûkumun hal diliyle ettiği duayı geri çevirmeyen Ben, senin Rabb’in, hiç senin samimiyetle, kemal-i terbiye ile benden olan isteklerini, dualarını geri çevirir miyim?” Bu düşünceler bizde derin tesirler uyandırmış, bir anlık da olsa gafletimizin derin çukurlarından bizleri çıkarmıştı.

Sözlerimi Kuş Sütü müellifinin şu antika hikmetiyle sonlandırmak istiyorum;  İnsan ne hâlde bulunursa bulunsun, (inanamıyorsa bile) dua etmekten ve istemekten vazgeçmesin.. Her zaman ellerini kaldırsın, avuçlarını açsın ve kalbi titresin.”(*)

(*) Kuş Sütü, Ahmed İhsan Genç

12-11-2022 Çamlıca, M.Kamil Jiliptay

2 thoughts on “Beklemek..

  1. Maşallah Kemal-i İman, Kemal-i İstiğna ve Kemal-i Teslimiyet nasıl olmalı dersini veren güzel bir yazı olmuş..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir