Bilimsel Tefekkür

Kelebek Kanadı

Paylaş:

Ahmet Feyzullah Özkul

Bir koza hücresine kendini kapayan küçük böcek ilk hayatını feda eder. İkinci bir hayatın ona bahşedileceğinden emin bir güvenceyle kendini o örülü odacığa teslim eder.

Bu koza süreci sonunda, kelebek kanadı olarak hayatına devam edecektir.

Bu koza süreci sonunda, kelebek kanadı olarak hayatına devam edecektir.

Bu koza süreci sonunda, kelebek olarak hayatına devam edecektir.

Oysaki hayatından memnundur. Dallar onun yolu, ağaçlar evi, yapraklar yiyeceğidir.

Kelebek Kanadı ve Doğanın Estetiği

Kelebek kanadı, doğanın bir sanat eseridir.

Oysaki hayatından memnundur. Dallar onun yolu, ağaçlar evi, yapraklar yiyeceğidir.

Endamıyla da ilgi çeken bir özelliktedir. O minik tüyleri, renkli desenli yüzeyi, mini mini sıralı ayakları onu sevimli, şirin bir tırtıl yapıyordur.

Kıvrıla kıvrıla dolaştığı yerlerde öyle uyumlu bir hayatı yaşıyordur ki çevresindeki her şey onunla dost olmuşlardır.

Kıvrıla kıvrıla dolaştığı yerlerde öyle uyumlu bir hayatı yaşıyordur ki çevresindeki her şey onunla dost olmuşlardır.

Sonunda, bu tırtıl bir kelebek olacaktır.

Ama bir şekilde iki yabancı gibi karşılaşsalar muhakkak birbirlerini tanırlar. Çünkü ruhlarından parlayan ışık aynıdır.

Öyle sakin, kıtır kıtır yaprakları kemirerek keyfini çıkardığı, salına salına, boğum boğum dolanarak gezindiği vakitlerde hayat ona ne sürprizler hazırlamıştır kim bilir.

Bazen insan düşünmeden edemiyor. Neredeyse iki farklı canlı şeklindeki bu dönüşümden hiç birbirinin haberi var mıdır acaba?

Bazen insan düşünmeden edemiyor. Neredeyse iki farklı canlı şeklindeki bu dönüşümden hiç birbirinin haberi var mıdır acaba?

Ama bir şekilde iki yabancı gibi karşılaşsalar muhakkak birbirlerini tanırlar. Çünkü ruhlarından parlayan ışık aynıdır.

Bazen insan düşünmeden edemiyor. Neredeyse iki farklı canlı şeklindeki bu dönüşümden hiç birbirinin haberi var mıdır acaba?

Evet, tırtıldan kelebeğe dönüşümden bahsediyorum. Aynı varlık üzerindeki bu değişim insanı ne kadar hayrete sokuyor.

Biz yine tırtılımızı bıraktığımız yere dönelim. Evet, tahmin ettiğimiz gibi hışır hışır yaprak yemeğe devam ediyor.

Biz yine tırtılımızı bıraktığımız yere dönelim. Evet, tahmin ettiğimiz gibi hışır hışır yaprak yemeğe devam ediyor.

Biz yine tırtılımızı bıraktığımız yere dönelim. Evet, tahmin ettiğimiz gibi hışır hışır yaprak yemeğe devam ediyor.

Bu süre çok da uzun değildir. Belki bir iki haftalık bir vakitte yumurtadan çıktığından 10.000’ lerce kat daha gelişmiş bir halde önemli bir göreve hazır durumdadır.

Bu tatlı böcek, larva döneminden itibaren kütlesinin binlerce katı ağırlığa ulaşacak bir iştahla geleceğine doğru ilerlerken o küçücük vücudunda canlılık adına, hayat adına öyle istihaleler, öyle kazanımlar, kayıplar yaşar ki her an o minik bedeninde binler faaliyet iş görür.

Bu tatlı böcek, larva döneminden itibaren kütlesinin binlerce katı ağırlığa ulaşacak bir iştahla geleceğine doğru ilerlerken o küçücük vücudunda canlılık adına, hayat adına öyle istihaleler, öyle kazanımlar, kayıplar yaşar ki her an o minik bedeninde binler faaliyet iş görür.

“Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.”

İşte şimdi dünyaya yeniden doğmanın zamanıdır. İnsan acaba yaşarken kaç kere doğar…

Tırtılımız kemale erdi. Bu dünyada tırtıl olarak tahsilini tamamladı. Şartlar oluştu. Artık tırtıl hüviyetinden terhis ve eğitimden mezun olma vakti. Bu dönüşümü yaşarken ona ilham edilen nasıl bir içgüdü vardır ki bu mucizevi süreci gösterdiğinde hiç mi hiç görevini aksatmaksızın ve çizgisini, duruşunu, sanki o doğa ile bütünleşmiş akıcı bilincini hiç değiştirmeksizin istikrarlı kolaylık içinde hayatî sürecini tamamlar. Mükemmel bir uyumla inanılmaz inkılapları yaşarken akıp giden bir su gibi fıtratının yatağında müzahemesiz, mücadelesiz, münakaşasız yol alır… 

Evet, artık ipekten bir hapse, hücreye (ya da çilehane mi demeli) girme zamanı gelmiştir. İnsanın da hayatında böyle dönüm noktaları, değişim kavşakları, berzahlar, kritik devirler var elbette.

Bambaşka bir dünyaya göz açtığımız hiçbir gündoğumu yaşamadık mı? Bizi bambaşka bir hüviyete sokacak bir olay?

İşte şimdi dünyaya yeniden doğmanın zamanıdır. İnsan acaba yaşarken kaç kere doğar…

Bambaşka bir dünyaya göz açtığımız hiçbir gündoğumu yaşamadık mı? Bizi bambaşka bir hüviyete sokacak bir olay? İşte bizim de kendimize göre ördüğümüz kozalarımız, inzivalarımız, derinleşmelerimiz ve berzahlarımız var.

O sevimli kurtçuk kozasını örmeye başladığında kendinden geçerek konsantre olmuş bir vazifedardır. Görevine meclub olmuş dervişler gibidir.

Ve her bir tırtıl kendi kozasını örer. Bu bir toplumsal hareket değildir. Münferit yaşanıyor olmakla birlikte genelin davranışıyla topluluk davranışı haline gelen bir fıtrat eylemidir.

Koza

Koza, bir böceği kendi örgüsüyle içine aldığında yokluğun değerini sarmalamaktadır. Fakat ipek olacak o koza aynı zamanda en değerli bir metaın maddesi de olmaktadır.

Sanki hiçlik abasını üstüne çeken bir salikin derunî inzivası gibi girdiği berzahındaki arşiyesini tamamlarken ve sıçrayışına hazırlanırken ona eşlik eden her ne varsa kıymetlenir, mana kazanır.

Burada insanoğlunun ne kadar gaddar ve hunhar olduğunu, menfaati ve lüksü için neler yapabileceğini söylemeden edemeyeceğim.

Malum ipek kumaş olarak çok değerli bir üretim ve sanayii ürünü. Hem de herkesin beğenerek kullandığı bir medeniyet alameti.

Gerek kolayına gelmesi gerekse ananevi yanlışların birikmesi geleneksel miras şeklinde kalıcı bir hale gelerek yerleşmiştir.

Fakat son zamanlarda, kozanın içindeki mucizevi bir metamorfoz geçiren canlının (tırtıl/kelebek) öldürülmeksizin ipeğin elde edilmesinin yolu olduğu anlaşılmış ve yaygınlaştırılmaya başlanmıştır.

Kozaya kendini hapseden tırtıl böceği öyle bir çile devresi geçirir ki o dönüşümün ve tahavvülün evrelerini fotoğraflasak muhteşem bir değişim sürecinin manzarasını görmüş oluruz. Harikalığın albümünü oluştururuz.  Bu canlı-cansız böcekciğin içinde bulunduğu sürecin kozayla birlikte adına pupa denilir. Artık başka bir evrenin geçişindedir. Ve o hücreciğin içinde eski halinden bambaşka bir şekil ve surete kalp olan varlığı renkten renge, biçimden biçime girerek nasıl bir mevhibenin kucağında olduğunu ihsas eder. Ve nihayetinde kozadan çıkma zamanı gelmiştir. İşte şimdi dünyaya yeniden doğmanın zamanıdır.  İnsan acaba yaşarken kaç kere doğar…

O dudakları ısırtan güzelliği ile arz-ı endam eylemeden kozadan aralayarak çıkan kelebek (artık ünvanı da değişmiştir) önce kendine gelmek için çırpınarak çok kısa bir toparlanma süresi geçirir.

Ve akabinde yeni dünyası olan çiçeklerin baharına doğru kanat açar.

Artık o kapalı dünya geride kalmıştır. Nazarlar kanatlanmıştır. Renkler kanat olmuştur.

Ve sanata bir kanat verilmiştir. Bu makamda ne desek az olacağı malumdur.

Meraklılarının koleksiyon yapacak kadar ilgi gösterdiği bu pervane namındaki uçucu böceklerin, sanatlı kuşcukların o ilahî sanatı sergilemeleri bir ilandır.

Hem de güzelliğin, estetiğin, süslemenin namütenahi çeşitleriyle zevk ve zarafet erbabına sunulabiliyor olması Rabbani bir sanat mucizesi olarak dünyamızda kalkar.

Güzellikler elbette aşık meraklıları, seyirci müştakları isterler.

Güzelin güzelliği kadar onun nasıl güzel olduğu da önemlidir. Bir kara topraktan sanat harikası meyveler, dallar, ağaçlar oluşurken elbette onu ne toprağa ne suya ne güneşe ne de havaya veriyoruz.

İşte bu avuç içi kadar ipeksi kanatlarla bin bir güzellik sergileyen kelebekçik de boyacısını, ressamını, grafikerini, tasarımcısını göstermekle birlikte canlılığı ile de hayata hayat katan sırların yayılmasına vesile olur.

Ona bakıp ta مَا شَٓاءَ اللّٰهُ “maşallah”, فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ “fetebarekallahu ahsen ül halikıyn”, ne güzel yapılmış, yaratılmış demeden seyretmek hem cemalperest bir kalbin derbeder günahıdır.

Kelebek kanadı hem bir ahenk hem bir mihenk hem de bir ince matematiğe denktir.

Zira kâinatın nizamını bir kelebek kanadı resmeder ve izhar eder.

Bu sırrı anlamak için minik bir örnekle eğlenceli deneyim için şunu hesap edip görmenizi rica edeceğim. Başladığın gün bir buğday tanesi koyarak her geçen gün önceki günün iki katı koyacağın buğdayların iki ay sonra ne kadar olacağını bulabilirsen gör ve anla.

Bu şekilde, pek çok değişim içinde kaynaşır.

Bir buğday tanesi ile başladığın işin 60. günü 23 milyar ton buğday ortaya çıkacaktır. (Dünya buğday üretimi 2021 yılı rekoltesi 790 milyon tondur.)

Kozaya kendini hapseden tırtıl böceği öyle bir çile devresi geçirir ki o dönüşümün ve tahavvülün evrelerini fotoğraflasak muhteşem bir değişim sürecinin manzarasını görmüş oluruz.

Harikalığın albümünü oluştururuz. Bu canlı-cansız böcekciğin içinde bulunduğu sürecin kozayla birlikte adına pupa denilir.

O’nu bilmek ve tanımak ne şerefli bir marifet, O’na iman ve ubudiyet ne büyük bir makamdır…

Kelebek kanadı, resmedilmesi hayalleri aşan bir estetik ve güzelliğin letafetini zarafetle yansıtan bir sanat ifadesidir.

Bir yanıt yazın