İnsan Kuş Sütü Yazıları

Hazret-i İnsan 

Paylaş:

“İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı fıtraten bütün hayvanlara tefevvuk ettiren câmiiyetinin meziyetlerinden biri, zevilhayatın Vâhibü’l-Hayata olan tahiyye ve tesbihlerini fehmetmektir. Yani, insan kendi kelâmını fehmettiği gibi, iman kulağıyla zevilhayatın da belki cemâdâtın da bütün tesbihlerini fehmeder. Demek, her şey sağır adam gibi yalnız kendi kelâmını anlar. İnsan ise, bütün mevcudatın lisanlarıyla tekellüm ettikleri esmâ-i hüsnânın delillerini fehmeder. Binaenaleyh, her şeyin kıymeti kendisine göre cüz’îdir.İnsanın kıymeti ise küllîdir. Demek bir insan, bir fert iken, bir nevi gibi olur.

Mesnevî-i Nuriye

İçinde bulunduğumuz bir âlem varsa, elbette bu âlemin bir Hâlık’ı (yaratıcısı) ve Rabbi de vardır. Tüm kâinat ve içindeki tüm varlıklar, canlı olsun-cansız olsun hepsi o Yaratıcının kudret kaleminden çıkmış, O’nu tesbih ve tarif eden varlıklardır. Her biri farklı bir yönüyle O Hâlık’ın sonsuz esma tecellilerini yansıtırlar, kendilerini yaratan Sultan’dan haber verirler, O’nu tanıtır, tarif ederler. Yani, bu âlemde gördüğümüz, kuşlar, ağaçlar, bitkiler, ay, güneş her şey kâinat kitabını meydana getiren sayfalar ve satırlardır.  Lâkin bu yazılar okunmaz ve okutulmazlarsa manasız ve anlamsız kalırlar. O yazıları, kâinatı bir kitap şeklinde okuyacak, anlayacak, sonra da herkese ilan edecek birisi lazımdır. İşte bu vazifeyi en güzel yapacak olan mahlûk insandır. Ona bazıları bu yüksek şeref ve meziyetinden dolayı Hazret-i İnsan da demiştir.

Demek ki insan çok ulvi ve kutsi bir vazife için buradadır. Hâlık-ı Rahim, o çok şefkatli Sultan, tüm kâinatı insan için yaratmış ve insanı da o kâinat içinde bir nokta-i mihrakiye hükmüne getirmiştir. Kâinattaki tüm varlıklar insana müteveccih olmuşlar, yüzlerini ona dönmüşler, “gel, bak, manama dikkat et, beni dikkatle oku ve anla” diye onun yüzüne ve gözüne bakmakta, ona seslenmektedirler. 

Çünkü o varlıklar, her ne kadar hepsi yaratıcılarını tespih etseler, ibadet vazifelerini eksiksiz yerine getirmiş olsa da şuurları ve iradeleri yoktur. Onlar kendilerine yüklenmiş vazifeleri gayr-i ihtiyari ve şuursuz olarak yerine getirdikleri gibi hangi vazifeleri yaptıklarından da habersizdirler. Aynı bir saatin saati tam olarak göstermesi, ama yaptığı vazifeyi ve saatin kaç olduğundan hiç haberi olmaması gibi…

Hâlbuki insan böyle midir? İnsan kâinat içinde irade, şuur, akıl vb. eşi olmayan bazı özelliklerle yaratılmıştır. O kendisine teklif edilen iman ve kulluk teklifini iradesiyle ya kabul eder veya reddeder. Bu ibadetlerini ise şuurla yerine getirir. Şuurunun taalluku ise sadece kendi vazifesinden ibaret değildir. Nazarı ve şuuru o kadar geniş, kapsamlı ve kuşatıcıdır ki, sadece kendisinin değil, etrafındaki, hatta dünyanın diğer ucundaki bir bitkinin, bir böceğin yaptığı tespihi duyabilir.. Belki değil yalnızca güneşin ve ayın,  kâinatın ucundaki milyonlarca ışık yılı ötede bir galaksinin içindeki küçük bir gezegenin dahi vazifesini ve tespihini kusursuz yerine getirdiğini hakikaten görebilir veya hayalen müşahede edebilir. 

Evet, müşahede eder. Çünkü insanın vazifesi yalnızca kendisine dönük değildir. İnsan aynı zamanda şahitlik için buradadır. O, kendi ibadetinin ötesinde, nazarını ve bakışını genişleterek içinde bulunduğu nefis dairesinden başını kaldırabilir, yaratılışın diğer dairelerine intikal eder o daireler içinde her bir mahlûkun tespihini, ibadetini, şükrünü görebilir, duyabilir, müşahede edebilir. Etmelidir de, çünkü müşahede edebildiği ve o yazıları okuyup okutabildiği ölçüde rütbesi artar, cüz’ilikten çıkar küllîleşir. Hatta onların üzerinde bir ustabaşı hükmüne gelir… Şuursuz ve iradesiz yaptıkları tespih ve ibadet vazifelerinden haberi olmayan mahlukâtın tüm tespihlerini hem okuyacak hem de onlar namıma kâinatın Sultanına sunup takdim edebilecek bir mevkie yükselebilir. 

Namaz kılarken oturuşumuzda okuduğumuz “tahiyyat” duasının anlamı ve amacı da budur. Biz bunu en güzel çağımızın müstesna tefsiri Risale-i Nur’dan öğreniyoruz. Oradan öğrendiğimiz göre “Ettehiyyatü duası, insanın; tüm mahlûkatın hayatlarıyla Allah’a lisan-ı halleriyle şuursuz olarak takdim ettikleri ibadet ve şükürleri onların namına şuurlu ve ihtiyarî olarak Allah (c.c.)’ne sunması ve küllî, yani geniş ve evrensel bir şükre ulaşması hadisesidir. Yani insan, rütbece tüm mahlûkatın üstünde bir yere sahip olmasından ötürü, aynı bir subayın neferleri hesabına onların yapmış oldukları hizmetleri sultana sunması gibi, o mahlûkatın yapmış oldukları tüm hizmetleri şuurlu ve farkında olarak Rabb-i Zülcelale sunar, hediye eder. 

Fesübhanallah, bir çekirdek bir ağaç kadar genişletiliyor, bir ağaç da bir tohum içinde dürülüyor.

Kuş Sütü